İznik Tarihçesi

İznik, Bursa’nın 86 kilometre kuzeydoğusunda, İznik Gölü’nün doğu kıyısında, çevresi Derbent Dağı, Ayvaş Dağları ve uzantılarıyla sınırlandırılmış son derece verimli bir ovada kurulmuştur. Karsak Suyu ve vadisi İznik Gölü’nü Gemlik Körfezi’ne bağlamakta ve gölün fazla suyunu buraya boşaltmaktadır. İzmit ve Yalova’dan gelen karayolu İznik’ten Osmaneli’ne ve buradan Arapuçtu Boğazı ile Sakarya’ya ulaşmaktadır.

İznik’te ilk uygarlık izlerinin MÖ 4000 yıl öncesine kadar dayandığı kaynaklarda belirtilmiştir. Ancak toplu yerleşmeler MÖ 2500 yıllarında höyüklerle ortaya çıkmıştır. Epigrafistlerin araştırmalarına göre bugünkü ‘iznik’ ismi, eski Yunancada ‘Nikaia’ya doğru’ anlamını taşıyan ‘EIS TEN NIKAION’ dan gelmektedir. EIS ve NIK heceleri halk dilinde kaynaştırılarak önce EISNIK sonra ISNIK ve günümüzde de İZNİK şeklini almıştır.

ŞARAP TANRISI DIONYSOS’UN KENTİ İZNİK

Mitolojiye göre antik dönemde kente adını veren Nikaia Bereket Tanrıçası Kybele ile Sangarios (Sakarya) ırmağının kızıdır. Nikaia erkeklerden uzak kalmaya ve hiç evlenmemeye karar vermiştir. Bütün gününü Sakarya’nın serin sularında, kırlarda, ormanlarda gönlünce eğlenerek geçirmektedir. Bir gün rengarenk kır çiçekleri, kuşlar, kelebekler arasında bir oraya bir buraya koştururken kendisini gören çoban Hymnos ona aşık olur. Nikaia çobana kızar ve attığı ok ile onu öldürür. Onları yakından takip eden aşk tanrısı Eros, aşka karşı olan Nikaia’ya ders vermek için şarap tanrısı Dionysos’tan yardım ister. Dionysos peri kadar güzel olan Nikaia’yı takibe başlar. Nikaia’yı Sangarios’ta yıkanırken seyreder ve cazibesine kapılır. Nikaia’nın ırmaktan su içtiği bir an suya şarap karıştırıp Nikaia’yı sarhoş edip ona sahip olan Dionysos emeline kavuşur. Hamile kalan Nikaia önceleri kendini öldürmek ister. Ancak daha sonra Dionysos’a alışır ve ondan çocuklar doğurur. Dionysos, Nikaia adını verdiği bir kent kurup hediye eder.

SİYASİ TARİH

İznik ilçesinde dört önemli höyük vardır. Bunlar Çakırca, Karadin, Yüğücek ve Çiçekli höyükleridir. Bu höyüklerin geçmişi MÖ 2500 yıl öncesine dayanmaktadır.

Çakırca Höyüğü: İznik Gölü’nden 2 km. içeride, adını aldığı Çakırca Köyü’nün 2 km. doğusunda İznik’in 5 km kuzey batısında, Orhangazi karayolunun güneyinde yol kenarında yükselmektedir. Çevresi 200 m. yüksekliği 9 m. dir. Bu ölçüleri ile bölgedeki büyük höyükler arasında yer alır. Çevresinde ve üzerindeki bağ ve bahçeler höyüğün üst tabakasında son derece ciddi kültür dokusu kaybına yol açmıştır. Höyük oluştuğu alanın göle yakınlığı, çevresinde akarsuların bulunması ve son derece verimli topraklara sahip olması nedeniyle yerleşim yeri olarak tercih edilmiş ve uzun yıllar kullanılmıştır. Höyük MÖ 1200 yıllarına kadar uzanan geç bronz çağına seramik buluntular vermektedir.

Karadin Höyüğü: İznik İlçesi’nin doğusunda İznik-Mekece karayolunun 13. km’sinden 2 km. içeride, aynı adlı köyün güneydoğusundadır. Höyüğün çevresi 150 m. yüksekliği 8 m’dir. Siyah ve gri renkli seramik buluntuların elde edildiği höyük, çevresindeki tarlaların sürülmesiyle tahribe uğramıştır. Erken, orta ve geç bronz çağına ait tabakalar bulunmuştur.

Çiçekli Höyüğü: Bursa il merkezinin kuzeydoğusunda İznik’in yaklaşık 4 km doğusundadır. İznik-Mekece karayolunun hemen güneyinde yer alır.150×150 m. boyutlarında 8 m. yüksekliktedir. Üyücek olarak da bilinir. Elle ve çarkta yapılmış seramiklerin bulunduğu höyüğün MÖ. 2200-1000 yılları arasında kesintisiz yerleşim gördüğü anlaşılmaktadır. Çevresinde ve üzerinde yapılan tarımsal çalışmalar tahribe yol açmıştır.

Yüğücek Höyüğü: İznik Gölü’nden 1 km uzakta yer almaktadır.100 m. çevreli 3 m. yüksekliktedir. MÖ 2200-1700 yılları arasına tarihlendirilen erken ve orta bronz dönemlerine ait seramiklerle ‘gri kaplar’ adı verilen çok iyi cilalı kap örneklerine rastlanmıştır.

Günümüzdeki İznik Makendonya Kralı Büyük İskender’in ölümüyle, İskender’in Frigya satrabı Antigonos’un MÖ 316 yılında Askania Gölü kıyısına dönemin özelliklerine göre kendi isminden esinlenerek verdiği Antigoneia kentini imar ettirmesiyle başlamıştır. Yine Büyük İskender generallerinden Eski Trakya satrabı Lysimachos Antigonos’a açtığı savaşı kazanmasıyla şehri ele geçirir. (MÖ 301) Kente güzel karısı Nike’den esinlenerek Nikaia adını verir. Bithynia Kralı Doidalses Nikaia’yı da içine alan bağımsız krallık oluşturdu. MÖ 293 de Bithynia Krallığı’na bağlanan kent ‘altın şehir’ unvanına erişmiş ve adına altın sikkeler basılmıştır. Zipoites zamanında komşuları arasında saygınlık kazandı. Oğlu I. Nikomedes Bithynia’nın sınırlarını genişletti. İznik I. Nikomedes tarafından İzmit (Nikomedeia) hazırlanıncaya kadar bir süre Bithynia’nın başkentliğini yapmıştır. (MÖ 278-250) III. Nikomedes’in vasiyeti üzerine Roma idaresine girmiştir.(MÖ 91-74) Ancak Bithynia bölgesinin bir Roma vilayeti haline gelmesiyle önemi artmışsa da başkentlik hususunda İzmit ile yüzyıllar boyu süren bir mücadele yaşanmıştır. Bithynia Krallığı döneminde başkent olan Nikaia Roma döneminde bu ünvanı zaman zaman Nikomedia’ya (İzmit) kaptırmıştır. Roma İmparatoru Domitian zamanında göreve getirilen Plinius, Trajanus zamanında Bithynia valisi olmuştur. Döneminde tiyatroyu ve yangında zarar gören gymnasiumu yaptırmıştır. Roma döneminde eski sınırlarının dışına taşarak daha da büyüyen ve yeni sur kapıları yapılan şehir 123 yılındaki şiddetli deprem kenti yerle bir etmiştir. Devrin İmparatoru Hadrianus (117-138) Anadolu gezisinde Nikaia’ya uğramış ve  kentin bu durumu karşısında derhal eski şekli ile kentin onarılmasını emretmiştir. Bu sebeple Hadrianus ikinci kurucusu sayılmaktadır. İmparator Valerianus döneminde 258 yılında yılına doğru Bithynia’yı işgal eden Gotlar burayı da İzmit gibi yağmalayıp yıktılar. Ancak 259-269 yılları arasında eski durumuna kavuşturulmuştur. İstilalar, yangınlar ve depremler sırasında tahrip olan Göl Kapı sıkıntılı da olsa İznik 3 sur kapısıyla (Lefke-İstanbul-Yenişehir) kapıları ayakta durmaktadır. Roma Bizans döneminde düzenlenen şehir, Yunan Haçı şeklinde planlanmıştır. Şehre dört ayrı kapıdan girilmekte, dört ayrı yöreden gelen yollar merkezde Ayosofya Cami’nin bulunduğu yerde birleşmektedir. Şehrin merkezi Ayasofya Cami’nin bulunduğu yer olan kesişme noktasından bakıldığında dört kapının göründüğü haç şeklinde olduğunu görebilme imkanı vardır. Bithynia Eyaleti, Havari Petrus zamanında Hristiyanlığı tanımaya başlar. 313 yılında I. Constantinus döneminde dini inançlara ait yasakların ortadan kalkmasından sonra 325 yılında Hristiyanlık açısından evrensel bir konsil olan I. İznik Konsili (Ekümenik Konsil) toplanır. Bu konsile I. Constantinus’da katılmıştır. İskenderiyeli dini lider Arius’un yaymaya başladığı bir mezhebe göre Hz. İsa’nın Tanrı’dan meydana gelmeyen, sıradan bir kişi olduğu tezinin kısa sürede taraftar toplaması üzerine bu görüşün incelenmesi için İznik’te tam olarak nerede yapıldığı bilinmese de sur duvarlarının dışında İznik Gölü’nün kıyısında bir yapıda olduğu düşünülmektedir. Hristiyanlık aleminin tüm piskoposlarının katılmasıyla ekümenik konsil gerçekleşmiştir. 220 civarında piskoposun yardımcılarıyla katıldıkları bu toplantıda Nikaia tarihi günler yaşamıştır. Konsil sonunda Arius’un görüşleri reddedilirken bugün Hristiyanlık dünyasında ‘Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu’ görüşü tartışmalar sonucuna kabul edilmiştir. Yine Hristiyanlık için önemli olan ‘yortu günleri’ de I. İznik Konsili’nde kabul edilmiştir. I. İznik Konsili’nin toplanmasının en önemli sonuçlarından biri ise, hemen hemen bütün Hristiyanlığın kabul edeceği ‘amentü’ metninin ortaya çıkmış olmasıdır. Akaid esaslarının belirlendiği bu metin, Hristiyan ilahiyatında ‘İznik Akidesi’ (İznik sembolü) olarak bilinmektedir. Bu tarihten sonra İznik Hristiyanlık açısından tüm dünyada oldukça önemli bir merkez haline gelmiştir. Nikomedia’nın Metropolis unvanını uzun yıllar koruması, Nikaia ile arasında sürtüşmelerin devam etmesine neden olmuştur. 364 yılında I. Valentianus zamanında Nikaia Metropolis unvanına kavuşmuştur. Nikaia, İmparator Justinianus (527-565) döneminde yeniden imar faaliyetlerine sahne olmuştur. Yeni su yolları, saray, kilise ve surlar yapılmış; eskileri onarılmıştır. İslamiyet’in yayılışı sırasında Anadolu’ya yapılan Arap akınları İstanbul önlerine kadar uzanırken İznik de tehdit altında kalmıştır. 718 -727 yılları arasında şehri kuşatan Araplar içeri giremedilerse de surların bazı kısımlarını tahrip ettiler. 740 yılında meydana gelen şiddetli deprem yapıların zarar görmesine yol açtı. İkonoklazma döneminde 787 yılında İznik’te yeni bir konsil toplantısı gerçekleştirilmiştir. İmparatoriçe Eirene’nin önderlik ettiği tasvir düşmanlığını tasvir sevgisine dönüştürme uğraşları tarihe II. İznik konsil toplantısı olarak geçmiştir. Ayasofya Kilisesinde 24. 9.787  23.10.787  tarihleri arasında toplanan bu konsil, geneldeki VII. Ekümenik Konsildir. İznik baş şehir İstanbul’a açılan bir kapı olmasından dolayı Bizans’taki taht mücadelelerinde taraflar için ele geçirilmesi önemli bir şehir durumundaydı. Eylül 1065’te büyük bir deprem felaketine uğrayan şehirde kiliseler ve evler yıkıldığı gibi surlar ve burçlar da büyük zarar görmüştür. Anadolu’ya gelen Kutalmışoğulları kısa sürede Türkmenleri etraflarında toplayarak bir siyasi organizasyon kurmayı başardılar. Bizans’ın o dönemdeki iç savaşları ve taht kavgaları Kutalmışoğulları’nın işine yaramış ve onların rahat hareket edebilmeleri için müsait bir ortam hazırlamıştır. Kutalmışoğulları’ndan Süleyman Şah’ın 1071 Malazgirt Savaşı’nda Bizans İmparatorluk ordusunu yenmesinden sonra Anadolu içlerine hızla ilerlemiş ve 1075 yılında İznik önlerine ulaşılmış burada Türkiye Selçuklu Devleti’nin temelleri atılmıştır. 1080’lerden itibaren Süleyman Şah’ın kurduğu devletin başkenti olarak İznik görülmektedir. Böylece İznik Anadolu’da ilk Türk başkenti olmuştur. Süleyman Şah’ın İznik’i başkent yaptıktan sonra denizciliğe önem verilen politikalar izlenmiştir. Bu dönemde Gemlik’te kurulan Türk tersanesinden sonra İznik bir merkezi üs haline gelmiştir. Ancak kısa zaman içinde Bizanslı yöneticiler Gemlik’i kuşatarak Türk gemilerini yakmışlardır. Bu sırada İznik’e herhangi bir müdahalede bulunmamışlardır. Bundan dolayı da Selçuklular Marmara Denizi’nden ve İstanbul Boğazı üzerinden gerçekleşen ticareti kontrol eden bir merkez konumuna gelmiştir. İznik’in Türklerin eline geçişini bir türlü kabullenemeyen Bizanslılar ve Hristiyan toplulukları Haçlı orduları oluşturarak harekete geçtiler. Pierre Ermite idaresindeki 20.000 kişiden oluşan ilk Haçlı ordusunu Drakon Vadisi’nde imha eden I. Kılıçarslan bu başarısından cesaret alarak 1097 kışında ordusuyla İznik’ten ayrılıp Ermeni Gabriel’in idaresinde bulunan Malatya’yı ele geçirmek için sefere çıktı. Malatya’da iken Avrupa’dan gelen yeni Haçlı ordularının İznik’i zapt etme niyetinde olduklarını öğrendi. Bir kısım kuvvetlerini önden gönderip kendisi de ana orduyla peşlerinden hareket etti. Mayıs sonlarına doğru İznik’e ulaştığında Haçlı orduları şehri kuşatma altına almışlardı. Haçlıların sayıca üstünlüğünü gören Kılıçarslan geri çekilme kararı aldı. Imparator I.  Aleksios Komnenos’un Haçlılarla birlik olduğunu, onun tarafından İznik Gölü’ne gönderilen gemilerle kendilerine gelecek yardım yolunun kapandığını ve Haçlılar’ın yeni aldıkları takviye birlikleriyle bir hücuma hazırlandığını gören Türkler, Bizans Kumandanı Manuel Butumites ile anlaşarak şehri ona teslim ettiler. (1097)  Bu kısa süreli Türk idaresinden günümüze kalan kaba taştan ilkçağ lahitleri biçiminde yontulmuş bir yüzlerinde birkaç satırlık yazı bulunan mezarlardır. Türkler çekildikten sonra Bizanslılar bunları sur onarımlarında kullanmışlardır. 1147 yılında II. Haçlı Seferi’ne katılan Almanya Kralı III. Konrad İstanbul’dan sonra İznik’e gelmiş ve bir süre burada konakladıktan sonra 25 Ekim’de Eskişehir yakınlarında Selçuklu ordusu tarafından bozguna uğratılarak İznik’e dönmeye mecbur edilmişti. Kral VII.  Louis kumandasındaki Fransız ordusu da kasım başında buraya ulaştı ve iki kral birlikte güneye doğru yürümeye karar verdiler.  İznik, Bizans İmparatoru I. Andronikos Komnenos (1183-1185) döneminde trajik bir olaya sahne oldu. İmparator taht mücadeleleri sırasında kendisini desteklemeyen, hatta bir ara içeri girmesine izin vermeyen şehir halkından korkunç bir şekilde öç alarak birçok kişiyi öldürttüğü gibi Ölülerin gömülmesine bile izin vermemiştir. 1204’te IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul’un Latinlerin eline geçmesi ve Bizans hakimiyetinin ortadan kalkması üzerine 1204’te I. Theodoros Laskaris İznik Bizans Devleti’ni kurdu ve dört yıl sonra imparatorluk tacını giymesi sağlandı. İznik böylece, 1261 yılında İstanbul’un geri alınışına kadar devam eden Laskaris hanedanı döneminde Bizans’ın devlet ve kilise merkezi oldu aynı zamanda kültür ve sanat merkezi haline geldi. Bu dönemde İznik’te yeni kiliseler, hastaneler, su yolları ve saray yaptırılmış, büyük sur onarımları gerçekleşmiştir. Dukas Vatatzes (1222-1254) zamanında surların önünde bir set halinde ön surlar inşa edildi. Mikhael Paloiologos (1259-1282) başarılı bir uğraş sonunda, 1261 tarihinde Latinlerden İstanbul’u alarak İznik’te bulunan tahtını oraya taşıdı. Aynı yıllarda bölgede hızla varlığını güçlendiren Osman Gazi Bilecik, İnegöl, Yenişehir bölgesini alır. 1302’de gelip İznik’i kuşatır ve Bapheus’ta (Koyunhisar) Bizans ordusunu bozdu. Bilecik, Lefke, Mekece, Akhisar, Gevye fetihleriyle Bizans’ın ikinci savunma hatlarını ele geçirdi. Böylece İznik her yerden kuşatılmış oldu. Osman Gazi idaresindeki kuvvetler İzmit, İznik, Bursa ve diğer surlu kasabaların birbirleriyle olan irtibatlarını kesmişlerdir. İlk akınlarda Türkler bu bölgeye yerleşmiş değillerdi, akınlar sırasında köydeki bölgeler boşalmış kaçanlar ya hisarlara yada İstanbul’a kaçmışlardı. 1302 yılındaki Koyunhisar Savaşı’nı kazanan Osman Gazi Bizans’a karşı büyük tehlike oluşturmaktaydı. 1324 yılında Osman Gazi sağlık problemlerinden dolayı tahtı Orhan’a bırakır. Orhan Gazi 1326 yılında Bursa’nın fethini gerçekleştirir sonrasında bölgedeki en önemli merkez olan İznik için hızlandı. Bu sırada III. Andronikos İznik ve İzmit’in hedef haline gelmesinin üzerine topladığı ordusuyla İzmit Körfezi’ne ilerledi. Orhan Gazi 8000 kişilik ordusuyla onu yamaçlarda bekledi ve 10 Haziran 1329’da çatışma başladı. Savaş sırasında dizinden yaralanan İmparator İstanbul’a yelken açtı. Bu mücadele Orhan Gazi’ye İznik-İzmit yolunu açmış ve 2 Mart 1331 de İznik alınmıştı. İmparator 1331’de Orhan Gazi ile anlaşma yapmış Bithynia Bölgesi’nde elinde kalmış birkaç şehir için haraç ödemeyi kabul etmiştir. Daha sonra 1337’de İzmit alınarak bütün Kocaeli Bölgesi’ne hakim olunmuştu. İznik alındıktan sonra beylik merkezi yapılmasını müteakip Orhan Gazi Ayasofya’yı ( büyük kilise) camiye çevirterek Cuma namazını gazilerle burada kıldı. Bir manastırı medreseye çevirip Yenişehir Kapı’sı tarafında bir de imarethane yaptırdı. Aynı zamanda zevcesi Nilüfer Hatun da yine burada imarethane ve oğlu Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa ise medrese inşa ettirdi. Diğer hayır sahiplerinin de katkısıyla burası kısa zamanda Türk şehri haline geldi. İlk Osmanlı Camisi, ilk Osmanlı imarethanesi ve ilk Osmanlı medresesi burada yapıldı. İznik’in idaresinin kime verildiği hususunda farklı görüşler olmakla birlikte bu anlamda Süleyman Paşa’nın (Orhan Gazi’nin oğlu)  İznik ile münasebetinin olduğu, burada yaptırdığı cami ve medreseden anlaşılmaktadır. Ankara Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu istila eden Timur’un bir askeri kolu İznik’i 1402’de alıp, yağmaladı. Savaşı kaybeden Yıldırım’dan sonra dört şehzade arasında başlayan amansız taht mücadeleleri sırasında 1413 yılında Şeyh Bedrettin İznik’e sürülerek burada yaşamaya zorlandı. 1423 yılında II. Murad’ın İstanbul’u kuşatması sırasında Şehzade Mustafa, Germiyan, Karaman Beyleri ve Lala İlyas Bey’in desteğiyle bir isyan başlattı. Bunun üzerine, II. Murat kuşatmayı kaldırarak İznik üzerine yürüdü, burada kümelenen isyancıları bastırarak yakalanan Şehzade Mustafa’yı İstanbul Kapı yakınındaki incir ağacına astırdı. Osmanlılar İznik’te birçok bilim adamını bir araya getirmişti. Bunlardan Davud-u Kayseri, Eşrefoğlu Abdullah Rumi ve Ebu’l-Fadıl Musa en ünlüleridir. İznik ile münasebetinin olduğu, burada yaptırdığı cami ve medreseden anlaşılmaktadır. Orhan Gazi tarafından Sivrihisarlı Kara Halil’in İznik Kadılığı’na getirilmesinden sonra kısa zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nda XIV. ve XV. yüzyıllarda önemli roller üstlenen Çandarlılar, İznik’te çok önemli eserler yapmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nda vezirliğe yükselen Kara Halil, Çandarlı Hayreddin adını almış ve İznik’te Yeşil Cami’yi yaptırmıştır. Oğullarından İlyas Paşa bir hamam ve zaviye diğer oğlu İbrahim Paşa bir imarethane inşa ettirmiştir. İbrahim Paşa’nın oğlu sadrazam Çandarlı Halil Paşa ise bir mescit ve zaviye ile İznik’in imarına katılmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi sırasında, kötülemek amacıyla Bizanslılara yardım ettiği dedikoduları üzerine Çandarlı Halil Paşa idam edilmiştir. Çandarlı sülalesinin İznik’te yaptığı anıtsal eserler yanında; gene onların zamanında Nilüfer Hatun İmareti, Yakup Çelebi Zaviyesi, hamamı, Kanuni Sultan Süleyman Kervansarayı da inşa edilmiştir. XIV. XV. ve XVI. Yüzyıllarda bir sanat merkezi olan İznik, ürettiği ve dünyaca ün kazanan çini ve seramikleriyle tanınır. İznik’in fiziki gelişimi ve nüfus yapısı hakkındaki ilk resmi bilgiler XVI. Yüzyıla ait tahrir defterinde yer alır. 1530’lu yıllarda düzenlenen ve Anadolu Beylerbeyliği sancaklarının genel tahrir sonuçlarını içinde bulunduran deftere göre Kocaeli Sancağı’na bağlı sancağına bağlı kaza merkezi olan İznik, yerleşmenin tamamıyla sur içinde olduğu yirmi biri Müslümanlara ikisi Hristiyanlara ait toplam yirmi üç mahalleye sahipti. Bu tarihte İznik’te dört cami, beş imaret, on üç mescit, üç medrese, bir muallim hane, on iki zaviye, üç hamam yer alıyordu. XVI. yüzyılda İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan önemli bir yol üzerinde yer alan ve bu sebeple sürekli hareketliliğe sahne olan İznik’in 1560’lı yıllara ait tahrir kayıtlarına göre mahalle sayısı aynı ve şehrin nüfusu da aynı kalmıştır.  XVII. yüzyılda işlek bir yolda bulunması Celali isyanlarından etkilenmesi yol açtığı gibi, sıtma ve koleranın kentte kol gezmeye başlaması, çinicilik ve seramikçilikte gerilemenin başlaması ve halkın yavaş yavaş İstanbul’a göç etmesi, İznik’in önemini yitirmesine neden oldu. Bu çöküş XVIII. yüzyılda daha da hızlanmıştır. Nüfusu hızla azalan ilçede XIX. yüzyıl sonlarında 1220 kişinin yaşamakta olduğu belirlenmiştir. Daha sonra nüfusun 600’e kadar indiği bilinmektedir. İznik 21 Eylül 1920’de Yunan kuvvetlerince işgal edildi ve bu tarihten itibaren dört defa el değiştirdi. İşgal sırasında şehir tahribata uğradı. Eşrefzade Cami, Türbesi ve Koimesis Kilisesi havaya uçurulmuş, Yeşil Cami son cemaat yeri ve taşıyıcı sütunları hasar görmüştür. Yunanlılar Anadolu’dan atıldıktan sonra İznik’in tamamen boşalmış ve harabelerden ibaret olduğu, 1950’li yıllardan sonra yeniden hayatiyet kazandığı, günümüzdeki canlılığa kavuştuğu gözlenmektedir. Cumhuriyet dönemi başlarında Kocaeli’ne bağlı bir ilçe merkezi iken 1927’de bir bucak merkezi haline geldi ve Bursa’nın Yenişehir kazasına bağlandı. 1930’da yeniden kaza merkezi oldu. 1935’te nüfusu 2500’ü bulmayan İznik, günümüzde 43.425’ e ulaşmıştır. 1988 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından ‘tarihi kentsel sit alanı’ ilan edilerek korunmaya alınmıştır.



		

  • Çünkü ; Türkiye’nin Her yerinden İlçemize Birleşen yollar ile ulaşımı kolay.
  • Çünkü ; İznik gölünde, yüzmeden optimiste kadar her türlü su sporunun yanı sıra Sansarak Vadisinde tadına doyulmayan doğa güzellikleri eşliğinde Tracking yapma imkanlarına sahipsiniz.
  • Çünkü ; İznik Gölünde yetişen Yayın,Sazan Sarı balık, İstakoz ve Gümüş balıklarının nefis lezzetini Dünyada sayılı güzellikteki gün batımını izleyerek yiyebilirsiniz.
  • Çünkü ; Bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bir çok eseri gün ışına çıkmış ve bir o kadarda gün ışına çıkarılmayı bekleyen doğal Açık hava müzesi Konumundaki İlçemizi gezerken hem heyecanlanacak hem de hayranlığınızı gizleyemeceksiniz.
  • Çünkü ; Hıristiyan alemi için çok çok önemli olan Tarihteki 2 Konsil toplantısı da ilçemizde gerçekleşmiştir.
  • Çünkü ; Dünyanın en ünlü çinileri İznik’te yapılmış, Yapımında kullanılan renklere Günümüz teknolojisiyle dahi ulaşılamamıştır.
  • Çünkü ; İlçemizi çevreleyen 114 burçlu Surların hemen hepsi ayaktadır ve uzunluğu 4.970 metre olup hala tarihin eski günlerinden muhteşem bir görüntü vermektedir.

İznik’e Ulaşım

Yalova istikametinden İznik’e gelmek isterseniz Bursa karayolunu kullanmalısınız. Orhangazi’ye geldiğinizde şehir merkezindeki ışıklardan sola doğru İznik istikametine doğru sapacaksınız. Yaklaşık 42 km’lik bir güzergah takip ederek yol üzerindeki Boyalıca ve Çakırca köylerini geçtikten sonra İznik’e gelebilirsiniz.

Bursa’dan İznik’e gelmek 
de bir o kadar kolaydır. Toplam 85.Km. lik bir yolculuk sonrası İznik’e ulaşabilirsiniz. Bursa ‘dan İstanbul istikametine doğru yola çıkıp, Otobandan Gemlik ilçesini seçip, buradan otobanı takip ederek yaklaşık 5km’ sonra KARSAK kavşağına varacaksınız. Buradan sağa doğru dönün. Sırasıyla Gölyaka, Sölöz, Narlıca, Göllüce köylerini geçtikten sonra göl kıyısını takip ederek İznik ‘e gelebilirsiniz. Bursa santral garajda her yarım saatte bir minibüs, saat başı da otobüsler ile İznik’e gelinebilir.

Adapazarı’ndan İznik’e gelmek için ise, Bilecik -Bursa istikametine doğru sırasıyla Pamukova, Mekece den sonra(Mekece çıkışındaki İznik ayrımından sağa dönüp) yaklaşık 25 dakikalık bir yolculuktan sonra  İznik’e varabilirsiniz.

İznik-Bursa
İznik-Bilecik
İznik-Eskişehir
İznik-İstanbul
İznik-Yalova
İznik-Orhangazi
İznik-Osmaneli
İznik-Mekece
İznik-Yenişehir
İznik-İnegöl

77km
66km
149km
210km
60km
40km
34km
30km
21km
49km

Sıra No

Yerleşim Yeri

Hane Sayısı

Nüfusu

Kadın

Erkek

Toplam

1 Beyler Mahallesi

488

954

880

1834

2 Eşrafzade Mahallesi

620

1215

1221

2436

3 Mahmut Çelebi Mahallesi

374

690

749

1439

4 M.Kemalpaşa Mahallesi

1188

2209

2234

4443

5 Selçuk Mahallesi

1188

2309

2259

4568

6 Yeni Mahalle

719

1390

1320

2710

7 Yeşil Cami Mahallesi

644

1278

1414

2692

Merkez Toplamı

5221

10045

10077

20122

1

Boyalıca Kasabası

662

1315

1277

2592

2

Elbeyli Kasabası

633

1385

1398

2783

Kasabalar Toplam

1295

2700

2675

5375

1

Aydınlar Köyü

77

188

183

371

2

Bayındır Köyü

109

187

173

360

3

Candarlı Köyü

40

85

109

194

4

Çakırca Köyü

348

820

815

1635

5

Çamdibi Köyü

129

302

307

609

6

Çamoluk Köyü

27

58

57

115

7

Çiçekli Köyü

258

550

543

1093

8

Derbent Köyü

183

304

302

606

9

Dere Köy

92

232

219

451

10

Drazali Köyü

136

281

257

538

11

Elmalı Köyü

131

279

262

541

12

Göllüce Köyü

303

628

637

1265

13

Gürmüzlü Köyü

91

219

192

411

14

Hacıosman Köyü

78

215

240

455

15

Hisardere Köyü

73

155

160

315

16

Hocaköy Köyü

54

110

108

218

17

İhsaniye Köyü

08

18

21

39

18

İlikli Köyü

87

147

153

300

19

Karadin Köyü

90

202

200

402

20

Kaynarca Köyü

187

448

409

857

21

Kırıntı Köyü

38

92

114

206

22

Kutluca Köyü

41

90

101

191

23

Mahmudiye Köyü

172

332

363

695

24

Mecidiye Köyü

39

50

67

117

25

Mustafalı Köyü

116

221

233

454

26

Müşküle Köyü

310

629

649

1278

27

Nüshetiye Köyü

31

68

67

135

28

Orhaniye Köyü

210

510

477

987

29

Osmaniye Köyü

34

48

66

114

30

Ömerli Köyü

141

283

281

564

31

Sansarak Köyü

104

257

240

497

32

Sarıağıl Köyü

94

154

137

291

33

Süleymaniye Köyü

29

41

51

92

34

Şerefiye Köyü

32

75

64

139

35

Tacir Köyü

398

1061

1084

2145

36

Yenişerefiye Köyü

23

28

28

56

37

Yörükler Köyü

96

230

227

457

Köyler Toplam

4409

9597

9596

19193

 

 

Hane Sayısı

Nüfusu      

Kadın

Erkek

Toplam

          Merkez Toplamı

5221

10045

10077

20122

          Kasabalar Toplamı

1295

2700

2675

5377

          Köyler Toplamı

4409

9597

9596

19193

                İznik İlçesi Genel Nüfusu

10925

22342

22348

44690

İlk Müslüman Türk Devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılarda görülmeye başlayan çini süsleme geleneği, Türk Çini Sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.
Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları tarafından çini süslemeleri devam ettirilmiş, Selçuklular, egemenlikleri altına aldıkları yerlerde inşa ettikleri pek çok cami, medrese, kervansaray, saray, türbe ve benzeri eserleri çinilerle bezemişlerdir.

Anadolu Selçuklu Devletinin dağılmasından sonra, çini geleneğini sürdürme çabası, Anadolu’da kurulan Beyliklere düşmüş ve nihayet Osmanlı Devletinin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır. Beylikler devrine ait önemli eserler İstanbul‘da Çinili Köşk Müzesinde ve Berlin Devlet Müzesinde bulunmaktadır.

“ilk Osmanlı Dönemi” olarak adlandırılan döneme ait çiniler, İznik Yeşil Cami minaresinde (1390), Bursa Yeşil Cami ve Türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camiinde (1426), Edirne Muradiye Camiinde (1433), İstanbul Mahmut Paşa Türbesinde (1463), Çinili Köşk’te (1472), ve Edirne’de Şah Melek Paşa Camilerinde görülmektedir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerdir. Bu dönemlerde, lacivert, mavi, türkuvaz, siyah, sarı gibi renkler ve rumi, kufi yazı, geometrik şekiller ve bitkisel kökenli stilize edilmiş motifler kullanılmıştır.

Takip eden dönem, bir geçiş dönemi olarak adlandırılabilir. Fatih Devrinin Nakkaşbaşısı Baba Nakkas, kullanma seramiklerinin gelişiminde büyük rol oynamıştır. Yavuz Sultan Selim zamanında sınırları genişleyen devletin diğer bölgelerinden İstanbul’a getirilen sanatçılar da bu sanata önemli katkılar sağlamıştır. İstanbul’da Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi (1522), Şehzadeler Türbesi (1525), Haseki Medresesi (1539), Şehzade Mehmet Türbesi (1543), Topkapı’da Kara Ahmet Paşa Camii (1551), gibi mimari eserlerde kullanılan çiniler bu dönemin eserleridir. Sırlı boya tekniği ile üretilmiş olan bu çinilerde; Rumiler, bulutlar, hatai tarzında bitkisel kökenli motifler, fıstık yeşili, sarı, mavi, türkuvaz, lacivert ve kiremidi renkler kullanılmıştır. Sarı renk, üzerine altın varak yapıştırılmak üzere astar olarak düşünülmüştür.

Bu dönemde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde değişme ve gelişmeler olmuştur. Türkler, mozaik ve kuru kenarlar tekniklerini terk etmiş, sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir. Bunun yanı sıra saray nakışhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilme ye başlanmıştır. Önce İran’lı bir ressam olan ve Sahkulu diye anılan Veli Can, Saray Başnakkaşlığına getirilmiş ve Saz Yolu desenler üretmeye başlamıştır. İri yapraklarla beraber zümrüdü anka kuşlarını, güvercin ve papağanları, geyik ve tavşanları, horozları vs. hayvani motifleri çinilerde kullanmaya başlamıştır. Onu takiben öğrencisi ve saray nakkaşbaşı olan Karamemi de, selvi ve bahar ağaçlarını, asmaları, lale, gül, sümbül, Manisa lalesi, susen çiçeği, kantaron çiçeği, zambak, zerrin çiçeği, karanfil çiçeği ve bunların goncalarını süslemede pek az miktarda sadeleştirerek kullanmaya başlamış ve yeniden kullanılmaya başlanan, kırmızı, yaprak yeşili, mavi, lacivert, türkuvaz ve ağaç gövdelerindeki kahverenkleriyle İznik çinilerinde bir bahar devri yaşanmıştır.

“Klasik Devir” denilen bu dönem, Silivrikapı’daki İbrahim Paşa Camiinin (1551) yapımı ile başlar. Bu gelişmenin bir diğer önemli nedeni de Mimar Sinan dönemi olması ve onun yaptığı pek çok yapıda çiniye büyük bir önem vermesidir. Nitekim, o dönemin eserlerini sıralamak bu önemin derecesini de gösterir. Süleymaniye (1560), Sultanahmet’de Sokullu Mehmet Paşa (1571), Kasımpaşa’da Piyale Paşa (1573), Eminönü‘de Rüstempaşa (1560) Camileri, Topkapı Sarayında Altınyol panoları, III.Murat Kasrı, II. Selim ve III. Murat Türbeleri , Tophane’de Kılıçali Paşa (1580), Üsküdar’da Toptaşında Eski Valide (1583), Fatih, Çarşamba ve Karagümrük dolaylarındaki Mehmet Ağa, Ramazan Efendi, Edirne Selimiye Camileri ve İstanbul’da Topkapı‘daki Takkeci İbrahim Ağa ve Kanuni’nin eşi Hürrem Sultan’ın türbeleri dönemin en seçme çinileriyle süslenmiş anıtsal yapılardır.

İnşaat faaliyetlerinin azalması, zamanın enflasyonu olarak tarif edilen akçenin değerinin düşürülmesi, İznik’de çıkan bir yangının üretim alanlarında yaptığı tahribat gibi nedenlerle, çininin kalitesinde ve desenlerde bazı zayıflamalar olmuş, teknik kalite düşüklükleriyle beraber renklerdeki solmalar ve zaman içinde başta kırmızı renk olmak üzere bazı renklerin kaybolmalarına rağmen üretim devam etmiştir. Sultan Ahmet Camii (1616), Topkapı Sarayında Bağdat ve Revan Köşkleri, Üsküdar’da Çinili Cami, Eminönü’de Hatice Turhan Sultan Türbesi (1682), yine Eminönü’de Yeni Cami (1663) bu dönemde yapılmış ve çinilerle bezenmiş başlıca yapıtlardır.
İznik’de bir taraftan duvar çiniciliği devam ederken, diğer taraftan da kullanma seramiği (evani türü) üretimi devam etmiştir. O dönemde İznik’de üretilmiş kullanma seramikleri açısından Türkiye’deki müzeler çok yetersiz kalmaktadır. Pek çok batı ülkesinde, hatta Amerika müzelerinde çok zengin Türk evani koleksiyonları bulunmaktadır.

İznik üretim merkezi faaliyetini 17.yy. sonlarına doğru tamamen durdurmuş ve çinicilik Kütahya’ya kaymıştır. Lale Devri diye anılan dönemde, İznik çini sanatı yeniden canlandırılmaya çalışılsa da çabalar uzun ömürlü olamamıştır. Bu dönemde üretilmiş duvar çinileri arasında Silivrikapı, Kocamustafapaşa ekseni üzerindeki, Hekimoğlu Ali Paşa, Üsküdar’da Kaptan Paşa, Kandilli’de I.Mahmut Camiileri, Balat’ta Ferruh Kethüda Camileri, Ayasofya’da III. Ahmet Çeşmesi ve Eyüp Sultan’da bir çeşme yer almaktadır. II. Abdülhamit zamanında Almanya’dan getirilen makineler, malzeme ve ustalarla Yıldız Sarayı’nda kurulan fabrikada, porselen üretimi yanısıra tamir ihtiyaçları sağlanmaya çalışılmış, İkinci Meşrutiye- tin ilanı ve padişahın tahttan indirilmesi ve savaş felaketleri nedeniyle çini üretimi tamamen durmuştur.

Marmara Bölgesi’nin Güney Marmara Bölümü’nde, en büyük, Türkiye’nin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, tektonik bir tatlı su gölüdür. Marmara Bölgesi’nin doğu-batı doğrultusunda peş peşe dizilmiş çukur sistemlerinden Pamukova-İznik-Gemlik Körfezi çöküntü alanı sırasının orta kesimindeki tektonik kökenli bir çukurun dolması ile oluşan göl, elips şeklindedir. Kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde Avdan Dağı vardır. 298 km2’lik yüzölçümü ile Marmara Bölgesi’nin en büyük gölüdür. Uzunluğu doğu-batı doğrultusunda yaklaşık 32 km., en geniş yeri 11.5 km.dir. Derin göllerden olan İznik Gölü’nün büyük kesiminde derinlik 30 m.yi aşmaktadır.

Gölün güney kıyısının açığında kıyıya paralel olarak 13 km. boyunca uzanan bir çukur bulunmaktadır. Yaklaşık 60 m. derinliğindeki bu çukurun en derin yeri 65 m.yi bulur. Gölün su yüzeyi ise deniz seviyesinden 85 m. daha yüksektedir. İznik

İznik Gölü’nün su toplama alanı 1.246 km2’dir. Göle su taşıyan akarsuların en önemlileri kuzeydoğudaki Karadere ile güneybatı kesimine akan Kocadere adı ile bilinen Sölöz Deresi’dir. Göl bunlardan başka dipdeki karstik kaynaklar ve yağmur suları ile de beslenmektedir. Karsak Suyu gölün fazla sularını Gemlik Körfezi’ne boşaltır. Karsak Suyu aslında doğrudan İznik Gölü’nden çıkmayıp, gölün güneybatısında bulunan birkaç metre yükseklikteki çakıl ve kum setinden sızan sularla oluşur.

İznik Gölü 1990 yılında Sit Alanı ilan edilmiştir.Göl bütünüyle tarım alanları ve zeytinliklerle çevrilidir. Tarım alanları için gölden su alınmaktadır. 1963’te gölün batısındaki seddenin yapımı sonucunda 416 ha sulak alan kurutulmuştur. Su tutma amacıyla da yapılan bu sedde, gölü kısmen bir rezervuara dönüştürmüştür.

İznikGölde sık sazlıkların arasında karışık koloniler kuran küçük karabatak ve gece balıkçılı ile önem kazanmıştır. Nedeni tam bilinmemekle birlikte, İznik Gölü kış aylarında önemli sayıda su kuşu barındırmamaktadır. Yine de, İç Anadolu gölleri donduğunda kuşlar için önemli bir sığınak oluşturduğu söylenebilir

Antik Çağda Ascania Limne olarak anılan İznik Gölü, Homeros´un ünlü İlyada´sında da yer alır. 1650 yılında ünlü gezgin Evliya Çelebi’ye göre İznik şöyle tanımlanmıştır:

“İznik Gölü’nün vasıfları Kalenin batı kısmındadır. Batıdan Gemlik kasabası körfezine bir ayağı akar. Çevresinde kırk beş parça bağ ve bahçeli, camili, hamamlı, çarşılı köyler vardır. Göl içinde otuz adet balık avlayan kayık bulunur. En fazla derinliği yirmi kulaçtır. Gölün dört tarafını bir kimse atla bir günde dolaşır. Suyu gayet güzel olduğundan yetmiş türlü balık yetişir. Bunlardan İlhaniye, Eğe ve sala balıkları meşhurdur. Hiç kokuları yoktur. Gayet güzel çorba ve tavaları olup kolay hazmedilir. Aynı zamanda çok besleyicidirler. Balıkçılar avladıkları balıkları Yenişehir’e, Gemlik’e ve Pazarköyü’ne götürüp satarlar. Şehrin halkı çamaşırlarını göl suyunda yıkarlar. Hiç sabun sürmedikleri halde yine bembeyaz olur. Bu gölde bir atı yedi gün yıkasalar ve suyundan içirseler eti ve yağı semiz olur. Bu gölde bulunan pullu balık gayet lezzetli olur. Ama tepesinde iki sivri kemik olur ki onu kırmak lazımdır. O kemikler çıkarılmadan pişirilirse balığın eti yemyeşil olur. Yine bu kemiği diğer diri bir balığa saplasalar vücudu mahvolur. Bunun için bu gölde bulunan diğer balıklar kemikli balıktan korkarlar. İznik şehrinin kıble tarafında ve Arnavud dağının arkasında Bursa Yenişehir’i bulunur. Lodos tarafında, göl aşırı deniz kenarında Gemlik kasabası vardır. Batı tarafındaki Pazar köyü kasabasının minareleri görünür. Doğu yönünde Geyve beş saatliktir. İşte Yenişehir bu kasabaların arasında olup (Engürücük) ve Lefke kasabalarına dokuz saattir.”

Gölün batısında,Türkiye´nin en geniş ve en güzel piknik alanları bulunmaktadır.Bir İzniktarafı çamlık diğer yanı tertemiz gölü, Türkiye´nin her yerinden binlerce insanı çeker kendisine. Günü birlik dinlenme alanları dışında çadır turizmine de açıktır. Burada her tür sosyal tesisler bulunur. Gölün bu bölgesi, 1950´li yıllara kadar bataklık idi.Yapılan çalışmalar ile suyun taşması engellenmiş ve bataklık kurutulmuştur.

Gölde, Karabatak, Tepeli Kutan, Küçük Balaban, Gece Balıkçılı Alaca Balıkçıl, Çeltikçi, Erguvan Balıkçıl, Angıt, Macar Ördeği, Yılan Kartalı ve Martı türü kuşlar İznik bulunmaktadır. Gölde Yayın, Aynalı Sazan ,Tatlı Su Yılanı, İlik Balığı, Tatlı Su Levreği, Gümüş Balığı, Ördek, Kızıl Kanat yetişmektedir. Gölde yosun ve bitki türleri de zengindir. Dipte pamuk veya üstüpü şeklinde açık yeşil renk bir yosun türü yaygındır. Bu yosun suyun çalkalanmasını ve göl suyunun oksijeninin azalmasını önler.Balıkların beslenmesini sağlar. Sulama ve avcılık yanında çamaşır ve bulaşık yıkamada,duş almakta,yemek ve çay yapımın da,suyun sodalı oluşu nedeniyle vücuttaki yara bere, sivilcelerin tedavisinde, içilerek mide hazımsızlığının giderilmesinde kullanılmaktadır. Genelde tarım yapılan göl çevresinde az yükseklikli kayalar ve tepeler bulunmaktadır.

İznik ilçesi Bursa iline bağlı ve ile 85km uzaklıkta, Türkiye’nin Marmara bölgesinde, bölgenin güneydoğusunda ve kendi adıyla anılan gölün doğu kıyısındadır. İlçe 29-30′ (Demirışık köyü batısı) ve 29-57′ (Elmalı köyüdoğusu) doğu boylamları ile 40-21′ (Hisardere tepesi) ve 40-37′ (Ayvaşa dağı) kuzey enlemleri arasındadır. İznik kenti ise 29-42′ doğu boylamları ile 40-26’doğu boylamının keşisme noktası çevresinde kurulmuştur. İznik,doğudaki Lefke boğazı tarafından Sakarya vadisine bağlanır. Batıdaki göl-Karsaksuyu vadisi ile Gemlik körfezi ile ilişkilidir.

Lefke boğazından geçen 30km.lik yol ile Mekece tren istasyonuna ulaşır. Kuzeyinde Samanlı, güneyinde ise Katırlı dağları ile çevrelidir. İstanbul Yeşilköy, Atatürk havaalanına uzaklığı karayolu ile yaklaşık 210 km.dir. Ancak İznik, Yalova arası 60km. olan karayolundan sonra Yalova’dan  İstanbul’a deniz yoluyla yaklaşık iki saatte geçilir.

İznik Bölgesi, Marmara Bölgesi gibi işlek yolların en yoğun olduğu bir bölgede yer almakta, Bölgenin batısından yük ve yolcu trafiğinin yoğun olduğu İstanbul-Bursa karayolu geçmektedir. Bu yol Yalova’dan sonra Samanlı dağlarının geçit verdiği bir boyun noktasını geçtikten sonra kuzey-güney ekseninde güneye inip Orhangazi’ye uğrar ve hemen ardından Orhangazi’nin güneyinde batıya doğru dönerek Garsak boğazından bölgeyi terkeder. Bununla birlikte bölgenin doğu bölümü ve İznik şehri fazla işlek olmayan sapa bir yol üzerindedir.

Roma İmparatorluğundan Osmanlı İmparatorluğuna kadar olan tarihi dönemde dini, ticari ve idari yönden son derece önemli bir yer konumunda olan bölgenin ve gölün doğu ucundaki İznik kenti, zamanla önemini kaybetmiş ve antik çağların kervan-ticaret yolları kullanılmaz olmuştur. İklim özellikleri bakımından yıllık ortalama sıcaklıkların 14ºC–16ºC arasında olduğu, en fazla yağışın kış ve ilkbahar aylarında düştüğü, kışları ılık yazları ise fazla sıcak olmayan geçiş tipi bir iklim görülür. En düşük sıcaklığın Ocak, en yüksek sıcaklığın Temmuz ve Ağustos aylarına isabet ettiği sahada, ortalama sıcaklıklar göl çevresindeki düzlüklerden dağlık alanlara çıkıldıkça azalırken, yatay yönde ise kuzeyden güneye, batıdan doğuya doğru gidildikçe az miktarda artış gösterir.

En soğuk ay ortalaması 5ºC, en sıcak ay ortalamasının 25ºC’ye yakın olduğu göl çevresinde, yıllık ortalama 500 mm ile 800 mm arasında yağış düşer.Yıllık ortalama yağış değerleri bölgenin doğusunda, İznik çevresinde 528mm civarında iken, bu değer batıya doğru gidildikçe artar ve Orhangazi’de 775 mm.ye ulaşır. Bölge tabanından yükselip dağlık alanlara doğru çıkıldıkça yağış değerlerinin arttığı gözlenir. Yağışların büyük ölçüde yağmur, yüksek dağlık alanlarda ise kar şeklinde düştüğü bu sahada, en yağışlı mevsim kış mevsimidir.

İLÜFER HATUN İMARETİ (ŞEHİR MÜZESİ)
Bugün müze olarak kullanılan bu çok değerli ve önemli yapı 1388 yılında I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun anısına inşa ettirilmiştir. Binanın planı ters T harfi şeklindedir. Bina bir kat küfeki taşı üç kat tuğla sistemiyle inşa edilmiş olup, zengin ve renkli bir taş ve tuğla işçiliğine sahiptir. 19. yüzyılın sonlarına kadar imaret işlerini sürdüren yapı Kurtuluş Savaşı’nda Yunan işgali esnasında büyük ölçüde tahrip olmuştur. Cumhuriyet döneminde 1960’lı yıllara kadar depo olarak kullanılmıştır. 1960 yılında restore edilen Nilüfer Hatun İmareti aynı yılın ağustos ayında müze olarak halkın hizmetine açılmıştır. Müzede İznik ve çevresinden çıkarılan arkeolojik buluntular ile Ilıpınar, İznik Roma Tiyatrosu ve İznik’teki çini fırınları kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri (sütun başlıkları, lahitler, kabartmalar, korkuluk levhaları, ambonlar, siterler, yazıtlar, çörtenler, sütun tanburları, vaftiz havuzları, pişmiş toprak levhalar ve mezar taşları) yer alır.

EŞREFİ RUMİ (EŞREFZADE) CAMİİ VE TÜRBESİ
İznik Mahallesi, Ali Çandar Sokağın hemen girişinde bulunan cami, II. Bayezit’in oğlu Şehinşah’ın eşi Mükrime Hatun tarafından XVI. yüzyılda yaptırılmıştır. Caminin ve türbenin duvarları Sultan IV. Murat tarafından (1640-1643) çinilerle kaplatılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından tamamen yıkılan cami 1950 yılında aslına benzer boyutlarda yeniden inşa edilmiştir. Eski camiye ait sadece minare ayaktadır. Minarenin külah bölümü yıkılmıştır. Çini kuşakların yer aldığı gövdesi ise çemberler İle sarılarak sağlamlaştırılmıştır. Caminin hemen yanında hazire şeklindeki türbede XV. yüzyılın büyük mutasavvıfı ve şairlerinden olan ve kendisini “gah muti gah asiyem, gah alim gah amiyem” diye tanıtan Eşref-i Rumî yatmaktadır

YEŞİL CAMİ
İznikİznik’in sembolü olan ve en muhteşem kültür varlıklarımızın başında gelen Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Yapımı 1378’de Çandarlı Halil Hayrettin Paşa tarafından başlatılmış, ölümü üzerine oğlu Ali Paşa 1391’de tamamlatmıştır. Mimarı Hacı Musa’dır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerindendir. Son cemaat yeri sütunlu ve ayaklıdır. Mermerlerden yapılmış caminin mihrabında görülmeye değer ve zengin bir taş işçilik vardır. Uzunlamasına dikdörtgen biçimindeki iç mekânı kubbe ve tonozlarla örtülüdür. Kubbesi 10.5 metre çapında ve kuşunla kaplıdır. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesinde yer alır. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zikzaklı mozaik tekniğiyle bezenmiştir

HACI ÖZBEK CAMİ
İznikHalk arasında Çarşı (Çukur) Cami diye adlandırılan Hacı Özbek Cami, İznik’te inşa edilen ilk Osmanlı camisidir. 1333-34 yıllarında Hacı Özbek tarafından inşa ettirilmiştir. Kare planlı olup, minaresizdir. 1959 yılında restore edilen cami ibadete açıktır. Osmanlı mimarisinde son cemaat yerini de örten tek kubbeli camilerin en eski örneklerinden olması bakımından da önemlidir.

ŞEYH KUTBUDDİN CAMİİ VE TÜRBESİ
İznik Nilüfer Hatun İmaretinin (İznik Müzesi’nin) güneye bakan tarafının karşısında olup Sultan II. Bayezit’in vezirlerinden Çandarlı İbrahim Paşa tarafından XV. yüzyılda yaptırılmıştır. Şeyh Kudbeddin Camii tamamen yıkılmış durumdadır. Caminin, yanındaki türbeden bir süre sonra yapıldığı tahmin edilmektedir. Tek kubbeli ve kare planlı kubbede İznik’in tanınmış müderrislerinden olan ve 1418’de vefat eden Şeyh Kudbeddin yatmaktadır.

MAHMUT ÇELEBİ CAMİİ
Mahmut İznik Çelebi Mahallesinde Ayasofya Kilisesi’nin yüz metre güneyindedir. Kitabeye göre bu eser, Sultan II. Murat’ın kayın biraderi ve Çandarlı Halil Hayrettin Paşa’nın torunu (İbrahim Paşa’nın oğlu) vezir Mahmut Çelebi tarafından 1442 yılında yaptırılmıştır. Yeşil Cami’nin küçük bir örneğidir.

YAKUP ÇELEBİ CAMİİ VE TÜRBESİ
Yeni Mahalle’de şehir garajının güneyinde olan cami, I. Murat’ın oğlu İznik ve Yıldırım Bayezit’in kardeşi Yakup Çelebi tarafından XIV. yüzyılda ters T planına göre inşa ettirilmiştir. Nilüfer Hatun İmareti’nde görülen itinalı taş ve tuğla işçiliği burada da görülür. Cami saçakları, tuğladan testere dişi biçiminde dekore edilmiştir. 1919 yılına kadar imaret, 1934’ten sonra da müze deposu olarak kullanılan yapı 1963 yılında restore edilmiş ve cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bahçesindeki türbe Yakup Çelebi adına yaptırılmış bir makam türbesidir. Zira Yakup Çelebi Bursa’da babası I. Murat Hüdavendigar’ın yanında gömülüdür.

SÜLEYMAN PAŞA MEDRESESİ
Süleyman İznik Paşa Medresesi, İznik’i kültür merkezi yapan medreselerden sadece bir tanesi olup, Rumeli fatihi olarak bilinen Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Şah tarafından 1332 yılında yaptırılmıştır. Bilinen en eski Osmanlı medresesidir. Avlulu medreselerin de ilk örneğidir. Binada 11 hücre, bir dersane ve bunları örten 19 kubbe mevcuttur. Medrese açık avlulu ve “U” planlıdır

İSMAİL BEY HAMAMI
İznik Beyler Mahallesi, Sultan Hamam sokaktadır. Halk arasında Mescid Hamam olarak da anılır. 1989-1990 yıllarında konstrüksiyon bir şemsiye ile koruma altına alınmıştır. XIV. yüzyılda Beylikler devrinden kalan hamamın iç mimarisi çok ilginçtir. Hamamın üstü spiral kubbe ile örtülmüştür. İçbükey on iki spiral dilimli kubbenin merkezinde ve her diliminde aydınlık açıklıklar görülür. Duvarlarındaki iskalaktikler ve dönerli kubbesi izleyenleri hayran bırakmaktadır.

II. MURAT HAMAMI (HACI HAMZA HAMAMI)
Mahmut İznik Çelebi Camii’nin yanındadır. XV. yüzyılda İnşa edilmiştir. Erkeklere ve kadınlara ait bölümleri olduğu İçin “Çifte Hamam” olarak da anılmaktadır. Hamamın erkekler bölümü bugün de işlevini sürdürmektedir.

I. MURAT HAMAMI (MEYDAN HAMAMI)
İznik Atatürk Caddesi üzerinde, istanbul Kapı ile Ayasofya Müzesi arasında yer alan I. Murat Hamamı iki kubbelidir. XIV. yüzyılın sonuna tarihlenir.

KIRGIZLAR TÜRBESİ
İznik Yenişehir Kapı dışında surlardan 250 m. ileride İznik-Yenişehir asfaltının sağındadır. İznik’in Türkler tarafından fethi sırasında yararlılıklar gösteren Kırgız Türklerinin anısına, Orhan Gazi tarafından 1331 tarihinde inşa ettirilmiştir. İçinde yedi büyük ve bir çocuk lahdi bulunmaktadır. Türbe, mimarisi ile kalem işi süslemeleri bakımından büyük değer taşır.

SARI SALTUK TÜRBESİ
İznik XIV. yüzyıl yapısı olan türbe, Lefke Kapı dışında Bizans devri su kemerlerinin güneyinde bir bağ içinde yapılmış bîr makam türbesidir.

DAVUDİ KAYSERİ TÜRBESİ VE ÇINARI
İznik İznik Müzesinin Kuzeyinde, Davudi Kayseri Sokakta bulunmaktadır. 1260’lı yıllarda doğduğu düşünülen Davud-i Kayseri hakkında yeterli bilgi yoktur. Öğrenim hayatına Kayseri’de başlamış ve daha sonra Mısır’a gitmiştir. Osmanlı devleti’nin ilk medresesi olan Süleyman Paşa Medresesi’nin ilk müderrislerindendir. Hadis, fıkıh gibi dini ilimlerin yanı sıra felsefe ve mantık gibi akli ilimlerde dersler ve eserler vermiştir. Düşünce sistemi ve görüşleri açısından dönemine ve döneminden sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Davud-i Kayseri’nin mezarı yaklaşık 1251 yıllık bir çınarın yanında olduğu bilinmekteydi ancak türbe ile ilgili herhangi bir belirti günümüze ulaşmamıştı. Türbe çalışmaları ve çevre düzenleme çalışması tamamlanarak ziyarete açılmıştır.

ABDÜLVAHAB SANCAKTARİ TÜRBESİ
İznik İznik, Bizanslıların elinde iken şehri kuşatan İslam ordusundan Abdülvahab adındaki bir kişiye ait olduğuna inanılan bu yatır, kentin doğusundaki şehre ve göle egemen tepededir. Türbe kitabesizdir. Söz konusu şahsın VIII. yüzyılda kuşatma esnasında İslam ordularına büyük yararlılıklar gösterdiği kabul edildiğinden Türkler, İznik’i aldıktan sonra anısına bir türbe yaptırmışlardır. Abdülvahab, efsaneye göre VIII. yüzyılda yaşamış bîr sancaktardır. İslam orduları İznik’i kuşatırken şehit düşmüştür. Türbeye bayraklar asılmakta, adaklar adanmaktadır. Bu nedenle türbe halk arasında “Bayraklı Dede” olarak da anılır.

İZNİK ÇİNİ FIRINLARI KAZI ALANI
İznik II. Murat Hamamının (Hacı Hamza Hamamı) doğusundadır. İznik’te Osmanlı dönemi çini-keramik fırınlarını araştırmak üzere, kazı ve sondajlara, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Oktay Aslanapa başkanlığında kalabalık bir ekiple, 1964 yılında başlanmış ve bu çalışmalar kesintisiz olarak 1969 yılına kadar devam etmiştir. XVII. yüzyıla kadar Türk Çini Sanatının en güzel çini Örneklerini yaratan fırınlardan bir çoğu, bu kazı çalışmalarında bulunmuş ve açığa çıkarılmıştır. Ünlü İznik Çinileri, XV. ve XVI. yüzyıllarda küçük kubbeli bir pişirme ocağından ibaret olan bu fırınlarda üretilmiştir. 1981 yılında bu kez Prof. Dr. Ara Altun başkanlığında bilimsel bir heyetin öncülüğünde II. dönem kazıları başlamış olup, halen devam etmektedir.

İZNİK AYASOFYA ORHAN CAMİ
Dünya tarihi açısından önemli bir yapı olan Ayasofya mabedi; ilk olarak MS. 7. yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilen Gymnasium üzerine Bizans döneminde bazilika olarak inşa edilmiştir. 11. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. Üç sahanlıdır. Orhan Gazi tarafından İznik’in fethiyle 1331 yılında camiye dönüştürülen yapı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yenilenmiştir. 1935 ve 1953 yıllarında yapılan onarımlar sırasında renkli taşlarla bezenmiş taban mozaikleri ve din görevlilerinin törenler esnasında topluca bulundukları, yarım yuvarlak oturma kademeleri ortaya çıkarılmıştır. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır. İznik ilçe merkezinde, Bizans çağında kentin tam ortasında ve iki ana ekseni oluşturan doğu-batı ve kuzey-güney yollarının kesiştiği yerin güneydoğu köşesindedir. Yazılı belgelerde adı ilk kez 11 Ekim 787 günü Patrik Trasios yönetiminde toplanan ve üçyüzelli piskoposla çok sayıda keşişin katıldığı Yedinci konsül dolayısıyla anılmaktadır.

Birinci dönem yapısı: Olasılıkla 4. yy. – 5. yy. arasında, Roma Çağına ait bir (gymnasium)’un taş temellerine oturulmuş tuğla duvarlı bir bazilikadır (Erken dönem kilisesi). Kuzey ve güneyinde, taş temeller üzerinde görülen tuğla duvarlar bu dönemden kalmadır. Harç tabakası kalın ve kullanılan tuğlalar iridir. Apsisin iç kısmında da aynı teknikle örülmüş duvarlar bulunmaktadır. Apsisin dış kısmının ilk yapıda üç yüzeyli olduğu ortaya çıkmıştır ki, bu da erken dönem yapılarında görülmektedir. Ana yapıda, batıdan itibaren üç giriş ile üç nefli naosa geçilmektedir. Orta nefin, yan neflerden dokuz sütun ile ayrılmış olduğu sanılmaktadır. Doğudaki apsis üç yüzeylidir ve bu dönemde posthophorion hücrelerine rastlanmaktadır.

İkinci dönem yapısı: 1065’teki büyük depremde hemen bütünüyle harap olan yapı, daha sonra zemini 1.40 metre yükseltilerek adeta yeni baştan inşa edilmiştir. Dış duvarlar onarılmış ve orta nef duvarları yapılmıştır. Apsis beş yüzlü olmuş, kubbeli postophorion hücreleri eklenmiştir. Bu dönemin yapısında batıdan üç nefli naosa geçilir; yan nefler, orta nefe bir duvar ve ikişer payenin böldüğü üçlü kemer açıkları ile açılır.

Üçüncü dönem ekleri: 1331’te Orhan Gazi zamanında İznik’in fethedilmesinden sonra, yapı yeniden yükseltilmiş, nefleri ayıran destekler değiştirilmiş, minare ve mihrap eklenerek camiye dönüştürülmüştür. Ancak günümüzdeki minare kalıntısı bu döneme ait değildir. Gerek bugünkü minare ve gerekse yapıdaki Türk dönemini yansıtan değişikliklerin büyük bölümünde, ünlü Mimar Sinan’ın izlerini bulmak olanaklıdır. Bu dönemde üçlü kemer açıklıklarının aralarındaki ikişer sütun kaldırılmış ve bugün görülen büyük kemerlerle, onların arasındaki küçük sivri kemerli açıklıklar yapılmıştır. 1980’li yıllardaki çevre düzenlemesi ve kamulaştırmanın neticesinde Ayasofya’nın etrafındaki yapılar yıkılmış ve etrafı yeşillendirilmiştir. Aralık 2007 tarihinden itibaren ise Vakıflar Bölge Müdürlüğünün restorasyon çalışması gerçekleştirilmiştir. 6 Kasım 2011 tarihinde Kurban Bayramı 1. günü sabah namazından itibaren bir kısmı cami olarak hizmet vermeye başlamıştır. Cami olarak açılmasıyla birlikte Ayasofya Orhan Caminin Osmanlı döneminden önceki bazı bölümleri ziyarete açılımıştır. Bu ziyarete açık bölümlerde geçmişine ait kısımlarının muhafa altına alınarak yabancı ve yerli tarafından ziyaret edilmesi sağlanmaktadır.